Bir varmış, bir yokmuş… Uzak diyarlarda, yemyeşil ağaçlarla çevrili, çiçeklerin rengârenk açtığı büyük bir ormanın kıyısında, küçük ama düzenli bir karınca yuvası varmış. Bu yuvada yaşayan karıncalar, çalışkanlıklarıyla bilinir, her işi zamanında ve büyük bir özenle yaparlarmış.
Bu karıncalar arasında, boyu diğerlerinden biraz daha küçük ama azmi hepsinden büyük olan Minik Karınca yaşarmış. Minik Karınca, henüz çok genç olmasına rağmen, yuvasına faydalı olmak için elinden geleni yapar, en zor görevlerden bile kaçmazmış.
Bir gün, ormanda kışın yaklaştığını haber veren serin rüzgârlar esmeye başlamış. Karınca Kraliçesi tüm karıncaları toplayarak şöyle demiş:
“Sevgili karıncalarım, kış uzun ve zorlu olacak. Hep birlikte çok çalışmalı, yiyecek stoklarımızı tamamlamalıyız.”
Herkes görevine koşmuş. Kimisi tohum taşımaya, kimisi yaprak kurutmaya başlamış. Minik Karınca’ya ise oldukça zor bir görev verilmiş: Ormanın öteki ucundan, yuva için çok önemli olan büyük bir buğday tanesini getirmek.
Minik Karınca, bu görevin kendisi için ne kadar zor olduğunu biliyormuş ama hiç şikâyet etmemiş. Yola çıkarken kendi kendine şöyle demiş:
“Zor olabilir ama denemeden vazgeçmek olmaz.”
Uzun bir yürüyüşten sonra buğday tanesini bulmuş. Ancak tane neredeyse kendisi kadar büyükmüş. Minik Karınca, taneyi itmeye çalışmış ama bir türlü yerinden oynatamamış. Defalarca denemiş, düşmüş, yeniden ayağa kalkmış. Yorulmuş, hatta bir an için umutsuzluğa kapılmış.
Tam vazgeçmek üzereyken yanından geçen bir kelebek onu izlemiş ve sormuş:
“Bu kadar küçükken neden bu kadar büyük bir yükü taşımaya çalışıyorsun?”
Minik Karınca başını kaldırmış ve kararlılıkla cevap vermiş:
“Çünkü yuvam bana güveniyor. Denemezsem başarısız olurum ama denersem belki başarırım.”
Bu sözler Minik Karınca’ya güç vermiş. Biraz dinlenmiş, sonra buğday tanesini küçük küçük hareketlerle, sabırla ve kararlılıkla itmeye devam etmiş. Saatler geçmiş, güneş batmaya başlamış ama Minik Karınca pes etmemiş.
Sonunda, büyük bir çabayla buğday tanesini yuvaya ulaştırmayı başarmış. Diğer karıncalar onu hayranlıkla izlemiş. Karınca Kraliçesi gülümseyerek şöyle demiş:
“Bugün hepimize önemli bir ders verdin. Güç her zaman bedende değil, azimde saklıdır.”
Kış geldiğinde, karınca yuvası sıcacık ve yiyeceklerle doluymuş. Minik Karınca ise artık sadece küçük bir karınca değil, azmiyle örnek olan bir kahramanmış.
Ve o günden sonra, ormanda bir iş zor göründüğünde herkes şu sözü hatırlarmış:
“Çalışkanlık ve azim, en büyük engelleri bile aşar.”


