Bir varmış, bir yokmuş. Uzak diyarların birinde, çiçeklerin sabahları şarkı söylediği, rüzgârın sırlar fısıldadığı küçük bir kasaba varmış. Bu kasabada, Tarçın adında, bal rengi tüylü, kocaman kulaklı bir köpek yaşarmış. Tarçın’ın en sevdiği şey, sahibinin dizinin dibine kıvrılıp onun kalp atışlarını dinlemekmiş.
Sahibinin adı Mert’miş. Mert, Tarçın’la konuşur, ona sırlarını anlatır, üzgün olduğunda gözyaşlarını onun yumuşacık tüylerine silermiş. Tarçın da Mert ne hissediyorsa anlarmış; çünkü bazı bağlar kelimelerle değil, kalple kurulurmuş.
Bir gün, kasabada büyük bir panayır kurulmuş. Renkli balonlar, dönen salıncaklar, pamuk şeker kokuları her yeri sarmış. Tarçın, kalabalığın içinde biraz korkmuş ama Mert’in elinin sıcaklığını hissedince rahatlamış.
Derken… Bir anda yüksek bir patlama sesi duyulmuş. Havai fişekler erken ateşlenmiş! Tarçın korkuyla irkilmiş, panikle kalabalığın içine doğru koşmuş. Koşmuş, koşmuş… Ta ki sesler kesilene kadar.
Ama durduğunda Mert yokmuş.
Tarçın etrafına bakınmış. O tanıdık koku, o güvenli ses… Hiçbir yerde yokmuş. Küçük kalbi hızla çarpmaya başlamış.
Sahibini bulmak için defalarca havlamış ama sesini duyan olmamış.
Tarçın, Mert’i aramaya karar vermiş. Çünkü o şunu çok iyi biliyormuş: Gerçek dostlar vazgeçmezmiş.
İlk olarak kasabanın dışındaki yaşlı çınar ağacına gitmiş. Orada her şeyi bilen, çok yaşlı bir kaplumbağa yaşarmış.
“Sahibini mi arıyorsun küçük dostum?” demiş kaplumbağa.
“Kalbini dinle.” diye eklemiş. “Ama gözlerini de açık tut.”
Tarçın yoluna devam etmiş.
Ormanda ilerlerken ayağı bir çalının arasına sıkışmış minik bir kirpiyi kurtarmış. Kirpinin adı Pıtırcık‘mış.
“Ben de annemi arıyordum.” demiş Pıtırcık.
“O zaman birlikte arayalım.” demiş Tarçın.
Birlikte yürürken nehrin kenarında şarkı söyleyen mavi tüylü bir kuşla tanışmışlar. Kuş, yükseklerden her yeri görebildiği için onlara yol göstermiş.
“Sevgiyle arayan, yolunu mutlaka bulur.” demiş kuş.
Ama yol kolay değilmiş.
Bir gece fırtına çıkmış. Yağmur yağıyor, gök gürlüyormuş. Tarçın titremiş ama pes etmemiş. Çünkü Mert de belki korkuyormuş. Belki Tarçın’ı arıyormuş.
“O beni bekliyor.” demiş kendi kendine.
“Ben de onu.”
Bir köprünün altında uyumuşlar. Tarçın rüyasında Mert’i görmüş. Mert gülümseyip elini uzatıyormuş.
Tarçın uyandığında gözleri parlıyormuş.
Ertesi gün, Tarçın tanıdık bir koku almış. Çok hafif ama gerçek… Mert’in kokusu!
Hızlanmış, patileri yorulmuş ama kalbi daha da güçlenmiş. Bir kasabaya daha varmışlar. Orada, bir bankta oturan üzgün bir çocuk varmış.
Tarçın bir an durmuş.
Sonra koşmuş.
“Tarçın!” diye bağırmış Mert.
“Hav hav!” diye sevinçle atlamış Tarçın.
Birbirlerine sarılmışlar. Mert ağlamış, Tarçın kuyruğunu deli gibi sallamış. O an, dünya durmuş sanki. Ne panayır, ne korku, ne fırtına kalmış. Sadece sevgi.
Pıtırcık annesini bulmuş. Mavi kuş gökyüzüne dönmüş. Tarçın ve Mert ise eve gitmişler.
O günden sonra Tarçın şunu öğrenmiş:
Sevgiyle bağlı olanlar kaybolmaz.
Yollar uzasa da kalpler hep aynı yere çıkar.
Ve işte bu yüzden, Tarçın her gece uyumadan önce kuyruğunu hafifçe sallayıp gülümsermiş.
Çünkü artık biliyormuş ki bazı yolculuklar kaybolmakla başlar ama sevgiyle biter.



Ayyyyy!😍 Ne harika bir masal bu, bayıldım. Masalı yazana da bu siteye yükleyene de çok teşekkürler. ❤️