Dar bir sokakta, dış cephesi biraz dökülmüş eski bir ev vardı. Bu evin antre duvarında asılı, ahşap çerçeveli bir ayna dururdu. Çerçevesi yer yer kararmış, camının bir köşesinde ince bir çatlak oluşmuştu. Çatlak büyük değildi ama ayna onu her gün fark ederdi çünkü bu ayna kendine çok bakardı.
Sabahları ev halkı birer birer önüne geçerdi. Saçlar taranır, yüzler yıkanır, aceleyle kapıdan çıkılırdı. Ayna hepsini gösterirdi ama içinden hep aynı şeyi geçirirdi: Keşke biraz daha düzgün olsaydım.
Yeni aynalar gibi parlak değildi; ışığı olduğu gibi geri yansıtmaz, bazen görüntüyü hafifçe yumuşatırdı. Bunu bir eksiklik sanıyordu. Bu yüzden buharlandığında camını hemen açmaz, bulanık kalmayı güvenli bulurdu.
Bir sabah evin en küçük çocuğu Yeliz aynanın karşısına geçti. Saçları dağınıktı, bir çorabı düşmüştü. Uzun uzun kendine baktı. Ayna hemen gerildi; çatlağının fark edileceğini düşündü. Ama Yeliz aynaya değil, kendine bakıyordu.
“Bugün kendimi biraz tuhaf hissediyorum.” dedi kendi kendine.
Sonra omuz silkti. “Bazen böyle oluyor.”
Bu cümle aynayı şaşırttı. Tuhaf olmak, onun sandığı gibi kötü bir şey olmayabilirdi. Yeliz gülümsedi, yüzünü yaklaştırdı.
“Yine de ben buyum, her zaman mükemmel görünemem ki.” dedi ve odadan çıktı.
Ayna, o cümleyi uzun süre düşündü.
Başka bir gün yaşlı baba aynanın karşısına geçti. Yüzündeki çizgilere baktı, elini yanağına götürdü.
“Bu çizgiler ne çok şeyi hatırlatıyor.” dedi yavaşça. “Ne çok gülmüşüm.”
Ayna o an şunu fark etti: Çatlağın olduğu yer babanın yüzünü biraz farklı gösteriyordu ama bu farklılık görüntüyü bozmak yerine ona yumuşaklık katıyordu. Belki de ben sadece yüzleri değil, yaşanmışlıkları gösteriyorum, diye düşündü.
Günler geçtikçe ayna daha dikkatli bakmaya başladı. İnsanların yalnızca yüzlerini değil, duruşlarını, gözlerindeki ifadeyi de fark ediyordu. Yorgun bir günün sonunda aynanın karşısına geçen anne, saçını düzeltmedi. Kendine baktı, derin bir nefes aldı.
“Bugün elimden geleni yaptım.” dedi.
Ayna ilk defa kendisiyle ilgili hiçbir düşünceye kapılmadan yalnızca olanı yansıttı.
Bir akşam ev sessizdi. Işık loştu, kimse aynanın önünden geçmiyordu. Ayna, ilk kez kendisine bakmaya karar verdi. Çatlağına, solmuş çerçevesine, eskimiş camına… Kaçmadı, gizlemedi, görüntüsünü bulanıklaştırmadı. O an şunu anladı: Onu değerli yapan şey kusursuz görünmesi değil, olanı olduğu gibi gösterebilmesiydi.
Ertesi sabah Yeliz yine aynanın karşısına geçti. Bu kez saçlarını taradı, sonra durdu.
“Bugün kendimi seviyorum.” dedi.
Ayna parladı. Çatlağı hâlâ oradaydı ama artık onu rahatsız etmiyordu. Kendini olduğu gibi sevince mutlu olduğunu fark etti.
Masal burada bitti, aynaya bakanların yüzünde küçük bir gülümseme kaldı.

