Salı, Aralık 9, 2025
Masal OkuDünya MasallarıFareli Köyün Kavalcısı

Fareli Köyün Kavalcısı

Kasabayı farelerden kurtaran bir kavalcının masalı!

Bir zamanlar, nehir kıyısının bereketli toprakları üzerine kurulmuş, taş sokakları gün ışığında pırıl pırıl parlayan bir kasaba varmış. Bu kasabanın halkı çalışkanmış, dükkânlar her sabah erken saatlerde açılır, fırınlardan taze ekmek kokusu yükselir, çocuklar meydanda koştururmuş. Her şey yolunda gidiyormuş… Ta ki bir gün beklenmedik misafirler gelene kadar.

Kasabanın sokaklarında önce bir iki minik gölge görünmüş. Ardından gölgeler büyümüş, kalabalıklaşmış ve kısa sürede yüzlerce fare kasabanın her yanını sarmış. Ambarlar talan edilmiş, tüccarların malları kemirilmiş, hatta evlerin içine kadar girmişler. Halk çaresiz kalmış; kimi kapısına kapanmış, kimi yüksek yerlere yiyecek saklamaya çalışmış ama fareler sanki nereye saklandıklarını biliyor gibi her şeyi bulup mahvediyormuş.

Kasabanın yöneticileri, meydandaki büyük konakta acil toplantı yapmışlar. Günlerce tartışmışlar ama kimse bu felaketi durduracak bir çözüm bulamamış. Tam herkes umudunu kaybetmişken kasabanın kapısı önünde uzun pelerinli, ince yapılı bir yabancı belirivermiş. Yabancının sırtında bir çanta ve çantasına asılı parlak bir kaval varmış. Adam, meydanda toplanan kalabalığa doğru yürüyüp sakin bir sesle konuşmuş:

“Eğer bana söz verdiğiniz ücreti doğru düzgün öderseniz sizi bu fare musibetinden bir günde kurtarabilirim.”

Başkan da dâhil olmak üzere herkes şaşırmış. Ama çaresizlik ağır basmış ve yabancının teklifini kabul etmişler. “Fareleri kasabadan temizle, sana hazinemizden iyi bir ödül vereceğiz.” demişler.

Yabancı, kasabanın nehrin kıyısına bakan düzlüklerine doğru yürümüş ve kavalını dudaklarına götürmüş. O anda kasabanın üstüne bambaşka bir melodi yayılmış. Ne hafif ne de sert, insanın içini hem ürperten hem de büyüleyen bir ezgiymiş bu. Melodinin yankılanmasıyla birlikte, yüzlerce fare deliklerinden, çatı aralarından, fıçıların içinden dışarı fırlamış ve sanki görünmez bir gücün etkisiyle kavalcının peşine dizilmişler.

Yabancı melodiyi çala çala fareleri kasabanın dışına, nehir kıyısındaki büyük kayalıklara sürüklemiş. Orada ezgiyi bir kez daha yükseltmiş ve fareler suya atlayarak bir daha geri dönmemişler.

Kasaba halkı mutlulukla meydanda kutlama yaparken kavalcı, belediye konağına gidip söz verilen ödülü istemiş. Ancak yöneticiler, “O kadar da zor bir iş değilmiş, sana bu kadar büyük ödeme yapamayız.” diye sözlerinden dönmüşler. Halkın bir kısmı da yöneticilere uyup kavalcıyı küçümsemiş.

Kavalcı hiçbir şey söylemeden meydandan uzaklaşmış. O gece, kasaba sessizliğe gömülmüş. Ertesi sabah güneş yükseldiğinde kavalcı yine kasabanın sokaklarına girmiş, bu kez kavalından bambaşka, neşeli ve oyuna davet eden bir melodi yükseltmiş. Bu ezgiyi duyan çocuklar, evlerinden çıkıp kavalcının etrafında toplanmışlar. Kavalcı yürümüş; çocuklar gülerek, şarkılar söyleyerek ardı sıra gitmiş.

Kasaba halkı olup biteni fark ettiğinde kavalcı ve çocuklar çoktan kasabanın dışındaki dağ geçidine ulaşmış. Halk koşarak peşlerinden gitmiş ama geçide vardıklarında kayalar kapanmış.

Dağ geçidinin kayalarla kapanması kasaba halkının içini büyük bir korku ve pişmanlıkla doldurmuş. Anne babalar günlerce uyku uyuyamamış, yöneticiler yaptıkları hatanın ağırlığıyla yüzleşmişler. Herkes meydanda toplanıp kavalcıya seslenmiş; kimisi af dilemiş, kimisi gözyaşları içinde sözlerini tutacaklarına ant içmiş.

Tam umutların tükendiği bir anda, dağ geçidinin yakınlarından tanıdık bir melodi yükselmiş. Bu kez sakin, yumuşak ve huzur veren bir ezgiymiş bu. Kasabalılar sese doğru koşmuşlar ve kayaların yavaş yavaş açıldığını görmüşler. Aralığın içinden önce kavalcı çıkmış, ardından da neşeyle şarkı söyleyen çocuklar belirmiş.

Gördükleri manzara karşısında anne babalar sevinç çığlıkları atmış; çocuklarına sarılmış, gözyaşlarını tutamamışlar. Kavalcı ise sessizce gülümsemiş. Bu kez kasabanın yöneticileri ona verilen sözü yerine getirmiş.

Kavalcı ödülü mütevazı bir selamla kabul etmiş ve şöyle demiş:

“Bir kasabanın gerçek zenginliği altın değil, birbirine duyduğu güvendir.”

Birkaç gün daha kasabada kalıp halkla sohbet etmiş, çocuklara nehir kıyısında küçük melodiler öğretmiş. Ardından bir sabah, güneş henüz tepeleri aydınlatırken sessizce yola koyulmuş. Arkasında huzura kavuşmuş, verdiği sözleri tutmanın değerini iyi bilen bir kasaba bırakmış.

Ve o günden sonra Fareli Köy sadece farelerden değil, haksızlıkların gölgesinden de kurtulmuş. Her yıl aynı gün, kasaba halkı meydanda toplanır; çocuklar neşeli şarkılar söyler, büyükler de o ünlü kavalcıyı saygıyla anarmış.

Masal da burada gerçek anlamda mutlu sonuna kavuşmuş.

Bu masalı da okuyun: Bremen Mızıkacıları

📝 Ebeveyn Notu:
Fareli Köyün Kavalcısı masalı
, çocuklara verilen sözleri tutmanın ve başkalarına güvenmenin ne kadar önemli olduğunu anlatıyor; hikâyeyi okuduktan sonra çocuğunuza “Sence kasaba halkı kavalcıya neden teşekkür etmeliydi?”, “Kavalcıya haksızlık yapıldığında neler oldu?”, “Sen olsaydın yöneticilere nasıl bir çözüm önerirdin?” gibi sorular sorarak hem olayları anlamasına hem de kendi değer yargılarını düşünmesine yardımcı olabilirsiniz.

Diğer Masallar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz