Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken işinde gücünde bir dülger (marangoz) yaşarmış. Bu adamla karısı yıllarca evli kalmışlar ama ne yazık ki bir türlü çocuk sahibi olamamışlar. Bu hasret dülgerin yüreğini öyle yakmış ki bir gün dayanamayıp atölyesine girmiş. En güzel ağacı seçmiş, günlerce uğraşıp kocaman bir kız bebek yapmış.
Yaptığı bebeği ince ince süslemiş, saç gibi teller takmış, üstünü başını bezemiş. Sonra da pencerenin önüne oturtmuş. O günden sonra onu gerçek bir evlat gibi sevmiş, konuşmuş, dertleşmiş. Karısı da zamanla bu duruma alışmış.
Günlerden bir gün padişahın oğlu, atıyla o sokağın önünden geçerken pencere önündeki bu güzeli görmüş. Ay ışığı gibi yüzü, sırma saçlarıyla kızı gerçek sanmış ve oracıkta gönlünü kaptırmış. Saraya döner dönmez annesinin yanına çıkmış:
— Ana, ben bir kız gördüm. Gönlüm ona düştü. Ne olur, isteyin onu bana, demiş.
Padişahın annesi elçileri hazırlamış, dülgerin evine göndermiş. Elçiler kızı isteyince dülgerle karısı dona kalmış. Ne diyeceklerini bilememişler. Gerçeği söyleseler şehzadeyi kandırmış olacaklar diye korkmuşlar. O an için:
— Bir düşünelim, size yarın cevap verelim, demişler.
Gece boyunca uyumamışlar. Sonunda bir yol bulmuşlar. Ertesi gün elçiler gelince:
— Kızımızı şehzadeye veririz ama bir şartımız var. Gelin odasına girene kadar kimse onu görmeyecek, demişler.
Bu şart saraya bildirilmiş. Şehzade razı olmuş. Kırk gün kırk gece süren düğünden sonra gelini almak için sarayın arabası dülgerin evinin önüne gelmiş.
Dülgerin karısı zeki bir kadınmış ve bu işten kurtulmanın yolunu bin bir türlü düşünceden sonra bulmuş. Kendi kendine:
“Tahta bebeğe ağır bir taş bağlarım. Irmaktan geçerken suya atarım. Nasıl olsa tahta bebek, dibe batar. Arasalar da bulamazlar.” diye düşünmüş.
Tahta bebek süslenmiş, gelin gibi giydirilmiş. Kimse görmeden arabaya bindirilmiş. Alay ırmağın ortasına gelince kadın taşı bağlamış ve bebeği hızla suya fırlatmış. Ardından çığlığı basmış:
— Yetişin! Gelin suya düştü!
Herkes durmuş. Dalgıçlar suya girmiş. Derken birinin eline saç gibi bir şey dolanmış. Çekip çıkarmışlar ki nur yüzlü, canlı, gerçek bir kız! Herkes şaşkınlık içinde kalmış. Dülgerin karısı da hem şaşırmış hem sevinmiş. Kızı yeniden giydirip süslemişler, alay yola devam etmiş.
Saraya varmışlar. Gelini odasına kadar yine dülgerin karısı çıkarmış. Biraz yanında oturmuş, sonra çıkmış. Kız, kadın çıkar çıkmaz kapıyı kilitlemiş.
Akşam şehzade gelmiş, kapıyı açan olmamış. Ne kadar vursa, yalvarsa nafile.
— Aç kapıyı, ben geldim. Ne olur, demiş ama ses seda çıkmamış.
Sinirlenip geri dönmüş. Sabah olunca annesine gitmiş:
— Ana, bu kızın bir derdi var. Yanına derdi varsa anlayacak, gönlünü yoklayacak bir kız gönderin, belki konuşur, demiş.
Önce vezirin kızı gönderilmiş. Kapıya gelince kilit kendiliğinden açılmış. İçeri girmişler. Bir süre sohbetten sonra kız:
— Tabak, gel buraya, demiş.
Tabak tıngırdayarak gelmiş. Kız, parmaklarını tabağa sokmuş. Her parmağından bir üzüm düşmüş. Vezirin kızı hayretler içinde yiyip içmiş, sonra gitmiş. Kapı yine kilitlenmiş.
Bu kez padişahın annesi gelmiş. Kapı ona da açılmış. İçeride peri gibi bir kız, sırma saçlarından ip çekip gergef işliyormuş. Bir süre sonra kız:
— Kazan, yanıma gel, demiş.
Kazan yuvarlanarak gelmiş. Kız kolunu içine sokmuş, çevirmiş. Mis gibi tarhana çorbası çıkmış. Birlikte yemişler, içmişler. Kadın bu hüneri kıskanmış. Odasına dönünce büyük bir kazan getirip aynısını denemiş ama hiçbir şey olmamış. Hırsla kendini kazanın içine sokmuş ve çıkamamış. Kazan yuvarlana yuvarlana sarayı terk etmiş.
Şehzade artık şüphelenmeye başlamış. Akşam düşünceli yürürken bir ihtiyar karşısına çıkmış. Derdini dinlemiş ve ona bir akıl vermiş.
— Akşam kapının önüne git, içeriden yemek iste. Sonra da kulak kesil, demiş.
Şehzade dediğini yapmış. Kız yemek hazırlamış ama sofrada tuzla biber eksikmiş.
— Tuz, biber gelin, demiş.
Tuzla biber rafta tartışmaya başlamış. Kız sinirlenmiş:
— Ay babamın, Gün anamın başı için gelin! diye bağırmış.
Tuzla biber koşarak gelmiş. Şehzade bunu duyunca anlamış:
— Bu kız insan değil, periymiş, demiş.
Hemen seslenmiş:
— Ay babanın, Gün ananın başı için kapıyı aç!
Kapı açılmış. Kız konuşmuş:
— Sen padişah oğlusun, ben de padişah kızıyım. Bana dülger kızı demek sana yakıştı mı?
Şehzade özür dilemiş. Kız da affetmiş. Yeniden kırk gün kırk gece düğün olmuş.
Gökten üç elma düşmüş;
Biri muradına erenlere,
Biri sözü dinleyenlere,
Biri de bu masalı yaşatanlara.
Ebeveyn Notu
Bu masal; sabır, emek, merak ve doğruyu anlamaya çalışma gibi değerler üzerine düşünme fırsatı sunar ve çocuğun hayal gücünü geliştirirken neden–sonuç ilişkisi kurmasına yardımcı olur. Masalı okuduktan sonra çocuğunuza “Dülger (marangoz) neden tahta bir bebek yaptı?”, “Sence kız neden kapıyı kilitledi?” ve “Bu hikâyede hangi davranışlar doğru ya da yanlıştı?” gibi sorular sorarak sohbet edebilir, çocuğunuzun masal hakkında düşünmesini sağlayabilirsiniz.
İngilizce masallar okumak için diğer web sitemizi ziyaret edebilirsiniz: Bedtime Stories

