Uzak diyarlarda, bembeyaz buzulların gökyüzüyle birleştiği, denizin masmavi parladığı soğuk ama bir o kadar da neşeli bir yerde Minik adında küçük bir penguen yaşardı. Minik adını, boyunun kısalığından değil; merakının, kalbinin ve hayallerinin henüz minicik olmasından almıştı. Oysa büyüdükçe kalbi de hayalleri de hızla büyüyordu.
Minik, annesi, babası ve yüzlerce penguenden oluşan sürüsüyle Büyük Buz Adası’nda yaşardı. Her sabah annesiyle balık tutmaya gider, babasıyla kaygan buzlarda kaymayı öğrenirdi. Akşamları ise tüm penguenler bir araya gelir, büyüklerin anlattığı eski hikâyeleri dinlerlerdi. Minik’in en sevdiği hikâye, yıllar önce sisler arasında kaybolduğu söylenen Kayıp Buz Adası hakkındaydı.
“Orası çok tehlikelidir,” derdi büyükler.
“Kim gittiyse geri dönmedi.” diye eklerlerdi.
Minik bu sözleri duyunca hem korkar hem de daha çok merak ederdi.
Bir gece gökyüzü aniden kapandı. Rüzgâr uğuldamaya, buzlar çatırdamaya başladı. Daha önce hiç görülmemiş kadar büyük bir fırtına çıkmıştı. Penguenler birbirlerine sokulup güvenli yerlere çekilmeye çalıştı.
Minik, annesinin kanadını sıkıca tutuyordu. Derken büyük bir dalga vurdu, buzlar sallandı ve Minik kendini aniden buz parçasının öbür ucunda buldu. Gözlerini açtığında etrafında ne annesi ne de babası vardı.
“Anne?”
“Baba?”
Sesi rüzgârda kayboldu.
Fırtına sabaha kadar sürdü. Gün doğduğunda Minik yalnızdı. Büyük Buz Adası artık görünmüyordu. Minik çok korktu. Gözlerinden yaşlar aktı ama sonra derin bir nefes aldı.
“Ben cesur bir penguenim,” dedi kendi kendine.
“Ailemi bulacağım.”
Yüzecek, kayacak, soracak, öğrenecekti. Vazgeçmeyecekti.
İlk olarak denize açıldı. Bir süre sonra yaşlı bir deniz kaplumbağasıyla karşılaştı.
“Affedersiniz,” dedi Minik kibarca,
“Büyük Buz Adası’nı gördünüz mü?”
Kaplumbağa gülümsedi.
“Büyük bir fırtınadan sonra birçok ada yer değiştirdi,” dedi.
“Ama Kayıp Buz Adası’na doğru gidersen aradığın soruya cevap bulabilirsin.”
Minik biraz ürperdi ama teşekkür edip yoluna devam etti. Yolda şakacı bir fokla tanıştı. Fok, Minik’in yalnız olduğunu anlayınca ona eşlik etmeyi teklif etti. Birlikte yüzdüler, balık tuttular, hatta buz üstünde kayma yarışı yaptılar. Minik ilk kez gülümsedi. Daha sonra bilge bir kutup martısı, onlara sisler arasında yol gösterdi.
“Kalbiniz temizse” dedi martı, “yolunuz mutlaka doğru yere çıkar.”
Günler sonra sisler dağıldı ve karşılarında parıl parıl bir ada belirdi. Diğerlerinden farklıydı. Buzları daha parlak, denizi daha sakindi.
“Burası Kayıp Buz Adası!” diye bağırdı Minik.
Adaya çıktığında kalbi hızla çarpmaya başladı. Etrafına bakındı ve… Bir anda tanıdık sesler duydu.
“Minik!”
Bu ses annesinindi. Ardından babası koşarak geldi. Aile birbirine sarıldı. Sevinç gözyaşları buzlara damladı ama bu kez mutluluktandı. Meğer fırtına sırasında sürünün bir kısmı da buraya savrulmuştu. Kimse kaybolmamıştı, sadece yolları ayrılmıştı. Bir süre Kayıp Buz Adası’nda kaldılar. Oranın aslında korkulacak değil, dayanışma ve cesaretle güzelleşen bir yer olduğunu öğrendiler. Sonunda hep birlikte Büyük Buz Adası’na geri döndüler.
Minik artık eskisi gibi minik değildi. Cesur, sabırlı ve güçlü bir penguen olmuştu.
Büyükler artık Kayıp Buz Adası’nı şöyle anlatıyordu:
“Orası kaybolanların değil, kendini bulanların adasıdır.”
Ve Minik, her akşam küçük penguenlere hikâyesini anlatırken şunu ekliyordu:
“Cesaret ve sevgiyle yürüyen bir kalp, en zor yolları bile aşar.”
Gökten üç balık düşmüş;
Biri bu masalı dinleyen çocuklara,
Biri Minik penguene,
Biri de kalbinde sevgi taşıyan herkese…
Ebeveyn Notu
Bu masal, aile bağlarının önemini, zor durumlarda cesur olmayı; sevgi, dostluk ve dayanışmanın önemini vurgular. Masalı okuduktan sonra çocuğunuza “Minik neden yola çıktı?”, “Yolculuk sırasında neler hissetmiş olabilir?”, “Sen onun yerinde olsaydın ne yapardın?” ve “Ona kim yardım etti?” gibi sorular sorarak düşünmesini ve duygularını paylaşmasını teşvik edebilirsiniz.


