Bir varmış, bir yokmuş. Mis gibi yemek kokularının dolaştığı, güneş ışığının mutfak penceresinden süzüldüğü bir evde, bembeyaz bir tabakta beş tane köfte yan yana duruyormuş. Dışarıdan bakınca sessiz sakin görünen bu köftelerin içi ise kıpır kıpırmış, çünkü hepsinin aklından aynı düşünce geçiyormuş: “Birazdan yenileceğiz!”
Köftelerin en büyüğü ve en yuvarlağı olan Kaptan Köfte, boğazını temizler gibi yapıp ciddiyetle konuşmuş. “Arkadaşlar,” demiş, “hayat sadece tabakta beklemekten ibaret olamaz. Daha dünyayı görmeden çatal yüzü görmek istemiyorum.” Minik Köfte korkuyla etrafına bakmış ve fısıldamış: “Ama ya sosumuz gelirse? Ben yoğurtla tanışmak istiyordum.” Baharatlı Köfte ise burnunu (varsa tabii) havaya kaldırmış: “Benim hayalim buzdolabında serin bir hayat sürmek!”
Tam bu sırada mutfağın dışından güçlü bir ses duyulmuş: “Yemeeek hazııır!” İşte o an köftelerin kalbi aynı anda küt küt atmaya başlamış. Kaptan Köfte, “Operasyon başlıyor!” diye bağırmış ve olanlar olmuş.
Köfteler tabaktan hop diye atlamış; biri halının altına yuvarlanmış, biri sandalyenin ayağının kenarına saklanmış, diğeri mutfak terliğinin içine gizlenmiş. İki köfte ise tezgâhın üzerinden atlayarak masanın altına doğru hızla yuvarlanmış. Mutfak bir anda sessizleşmiş ama bu sessizlik uzun sürmemiş.
Terliğin içindeki köfte kıkırdamaya başlamış. “Burası çok gıdıklıyor!” deyince kendini tutamamış ve kahkaha atmış. Halının altındaki köfte ise tozdan hapşırmış: “Hapşuuu! Ben karabiberliydim ama bu fazla oldu.” Sandalyenin ayağının kenarındaki köfte, ayakların yaklaşmasıyla paniklemiş ve yavaşça yuvarlanarak başka bir yere kaçmaya çalışmış.
En cesur köfte buzdolabına ulaşmayı kafasına koymuş. Kapıya yaslanıp bütün gücüyle itmiş ama buzdolabı, kapıyı açmak bir yana, kalın bir sesle konuşmuş: “Dur bakalım minik yuvarlak, senin sofrada olman lazım. Ben sadece artan yemekleri ve yarına saklananları alırım.” Köfte bu sözler karşısında bir an duraklamış, sonra kaşlarını çatmış: “Şimdilik giremedim ama vazgeçtiğim sanılmasın.” diyerek geri yuvarlanmış.
Bir süre sonra köfteler tekrar bir araya gelmiş. Üzerleri biraz tozlanmış, biraz yorulmuşlardı ama hâlâ yenilmemek konusunda kararlıydılar. Kaptan Köfte derin bir nefes alıp, “Sanırım kaçmak düşündüğümüz kadar kolay değil.” demiş. “Ama belki de mesele kaçmak değildir.”
Tam o anda mutfağa küçük bir çocuk girmiş. Yerdeki köfteleri görünce şaşırmış ama sonra gülümsemiş. “Demek buradasınız.” demiş yumuşak bir sesle. “Merak etmeyin, sizi tek başıma yemeyeceğim.” O sırada sihirli mutfakta köfteler bir anda tertemiz olup mis gibi kokmaya başlamış ve tekrar tabağa dönmüşler. Çocuk da tabağı alıp masaya oturan ailesiyle köfteleri paylaşmış.
Köfteler önce biraz korkmuş ama sonra tuhaf bir mutluluk hissetmişler. Yenilmek sandıkları şey, aslında paylaşılmakmış. O gün anlamışlar ki bir sofrada insanları mutlu etmek, buzdolabında saklanmaktan çok daha güzel bir maceraymış.
O günden sonra köfteler tabaktan kaçmamış. Ama arada sırada, biri mutfağa baktığında, tabakta hafifçe kıpırdadıkları da görülmüş. Tabii, yalnızca eğlenmek için…


