Bir varmış, bir yokmuş… Sıcak güneşin nilüfer yapraklarını parıl parıl parlattığı, kurbağaların şarkı söylediği yemyeşil bir bataklıkta Timo adında genç bir timsah yaşarmış. Timo diğer timsahlardan biraz farklıymış. Uzun kuyruğu, keskin dişleri ve güçlü çenesi olmasına rağmen, aklını en çok kurcalayan şey ayaklarıymış.
“Bataklık çamuru ayaklarımın arasına giriyor.” diye söylenirmiş Timo.
“Taşlar canımı acıtıyor. Hem… Neden ayakkabı giymeyeyim ki?”
Bir gün bataklığın kenarına rüzgârla sürüklenmiş eski bir sandık bulmuş. Sandığın içinden biri kırmızı, diğeri mavi iki ayakkabı çıkmış! Ayakkabılar biraz eski ama hâlâ sağlammış. Timo tereddüt etmeden giymiş.
Ayakkabıları ayağına geçirir geçirmez kendini çok farklı hissetmiş.
“Vay canına!” demiş. “Yürürken ses çıkarıyorlar. Tak tuk! Tak tuk!”
Timo bataklıkta dolaşmaya başlamış. Ayakkabıların sesi kurbağaların şarkısını bastırmış, kaplumbağalar kafalarını kabuklarından uzatmış.
“Bu da ne?” demiş yaşlı kaplumbağa Mırmır.
Timo gururla gülümsemiş:
“Moda, Mırmır Amca. Bataklık modası!”
Başta herkes şaşkınlıkla bakmış. Bazıları kıkırdamış, bazıları kaşlarını çatmış.
“Bir timsah ayakkabı giyer mi hiç?” demiş su yılanları.
“Bence çok komik.” demiş su samurları ve kahkahaya boğulmuşlar.
Ama Timo aldırmamış. Ertesi gün bataklıkta ilk moda yürüyüşünü yapmaya karar vermiş. Nilüfer yapraklarını podyum gibi dizmiş, sazlıkları süs gibi kullanmış. Kendinden emin adımlarla yürürken ayakkabıları tak tuk sesler çıkarıyormuş.
Derken bir şey olmuş.
Timo hızlı yürürken çamura basmış ve kaymış! Ayakkabılar çamura saplanmış, Timo ise burnunun üstüne düşmüş. Herkes koşmuş.
“İyi misin?” diye sormuş Mırmır Amca.
Timo utanarak ayağa kalkmış. Ayakkabılara bakmış, sonra etrafındaki hayvanlara…
“Sanırım biraz acele ettim.” demiş. “Ayakkabılar güzel ama bataklık her zaman podyum değil.”
O an bataklığın bilge balıkçılı Leyla Kuşu kanatlarını çırpmış:
“Yeni şeyler denemek cesaret ister, Timo. Ama doğayı ve kendini de dinlemek gerekir.”
Timo düşünmüş. Ayakkabılarını çıkarmış, çamurdan temizlemiş.
“Belki her yerde giyilmez.” demiş. “Ama özel günlerde neden olmasın?”
O günden sonra Timo bataklıkta dengeyi öğretmiş. Ayakkabıları sadece kuru taşlarda, oyun günlerinde ya da kutlamalarda giymiş. Hatta başkalarına da denetmiş: Kaplumbağalara küçük terlikler, kuşlara renkli bağcıklar tasarlamış. Herkes kendi rahat ettiği şekilde süslenmiş.
Bataklıkta yeni bir kural doğmuş:
“Farklı olmak güzeldir, ama kendin gibi kalmak daha güzeldir.”
Ve Timo mu?
O hâlâ ayakkabılarını çok severmiş. Ama artık ne zaman giyeceğini, ne zaman çıplak ayakla çamurun tadını çıkaracağını bilirmiş.
Masal da burada bitmiş.
Ayakkabılar kenarda dururmuş, bataklık gülümsermiş.


