Cömert ile Cimri

Paylaşmanın bereketini, cimriliğin sonunu anlatan ders dolu bir masal.

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben daha anamın dizinin dibinde masal dinler iken, memleketin birinde Cömert ile Cimri adında iki yol arkadaşı yaşarmış.

Bu iki arkadaş bir gün birlikte yola düşmüşler. Gün boyu yürümüşler, dağ aşmışlar, dere geçmişler. Akşam olup da karanlık bastırınca bir köşeye oturup karınlarını doyurmak istemişler. Cimri, çuvalını kurcalamış kurcalamış, sonra da yüzünü ekşiterek Cömert’e dönmüş:
“Benim azık torbasının ağzı bir türlü açılmıyor. Seninkinden yesek olur mu?” demiş.
Cömert gönlü bol adam, hiç düşünmeden:
“Olur elbet.” demiş.
Azığını çıkarmış, ikisi birlikte güzelce yemişler.

Derken günler geçmiş. Birinci gün, ikinci gün derken üçüncü günün sonunda Cömert’in azığı tükenmiş. Ertesi gün sıra Cimri’ye gelmiş ama Cimri’nin gönlü darlığından mı bilinmez, gece olunca Cömert’in uykuya dalmasını beklemiş, sessiz sedasız eşyalarını toparlayıp kaçmış gitmiş.

Sabah uyanan Cömert bakmış ki ortalıkta Cimri yok. O zaman anlamış arkadaşının kendisini yarı yolda bıraktığını. “Demek nasibim böyleymiş.” demiş, yoluna tek başına devam etmiş. Az gitmiş, uz gitmiş; dere tepe düz gitmiş. Karnı iyice acıkınca yol üstünde tek başına duran bir eve rastlamış.

“Bir kapı çalayım.” demiş, “Belki bir lokma ekmek verirler.”
Kapıyı çalmış ama cevap veren olmamış. Kapının açık olduğunu görünce içeri girmiş. Ev bomboşmuş. Masanın üstünde ise mis gibi kokan, sıcacık bir pide duruyormuş. Cömert, açlıktan beli büküldüğü hâlde pidenin tamamına el sürmemiş. Sadece bir parça koparıp yemiş.
“Evin sahibi gelir de sorarsa doğruyu söylerim.” diye düşünüp kerevetin altına girerek uzanmış.

Bir müddet sonra kapıdan önce sıçan girmiş, ardından tilki, en sonunda da gürültüyle ayı gelmiş. Masadaki pidenden yemişler, karınlarını doyurmuşlar. Sohbet etmeye başlamışlar.
Sıçan demiş ki:
“Sobanın üstünde bir gümüş çömleğim durur. Kim bulursa onun olur.”
Ayı sözü almış:
“Benim de çukurlu kara yolun kenarında, at başı kadar altınım saklıdır. Kim kazıp çıkarırsa ona kalır.”
Tilki de eklemiş:
“Benim gümüşüm de biraz ileride, koyun başı büyüklüğünde. Bulan sahiplenir.”

Gece bitip sabah olunca üçü de çıkıp gitmiş. Kerevetin altında her şeyi duyan Cömert hemen sobaya bakmış, gerçekten de bir gümüş çömlek bulmuş. Sonra tarif edilen yere gidip at başı kadar altını kazıp çıkarmış, az ilerideki gümüşü de almış.

Bu servetle yola devam etmiş. Bir ormana vardığında kalın bir ağacın dibinde ayak izleriyle çiğnenmiş bir yer fark etmiş. Merak etmiş:
“Burada ne oluyor acaba?” demiş. Ağaca tırmanıp tepesine oturmuş.

Akşam olunca ağacın dibine yaşlı şifacılar gelmiş. Oturup padişahın hasta kızını konuşmaya başlamışlar. En yaşlıları şöyle demiş:
“Padişah büyük bir sofra kurup halkını doyurur, fakiri gözetir, çıplağı giydirirse kız sağlığına kavuşur.”

Şafak sökünce ihtiyarlar dağılmış. Cömert duyduklarını aklına yazmış, doğruca padişahın şehrine gitmiş. Şehrin girişinde bir adama rastlayıp hâl hatır sormuş. Adam:
“Padişahın kızı ağır hasta.” demiş. “Kim derdine derman bulursa padişah hem kızını hem de tahtını ona verecek.”

Cömert saraya varmış, kendini şifacı olarak tanıtmış. Huzura çıkınca padişaha:
“Büyük bir sofra kurun, halkı yedirip içirin, yoksulu koruyun. O zaman kızınız sağlığına kavuşur.” demiş.
Padişah bu söze inanmış, söyleneni aynen yapmış. Çok geçmeden kızın rengi yerine gelmiş, ayağa kalkmış. Padişah sözünde durmuş; kızını da tahtını da Cömert’e vermiş.

Günlerden bir gün Cimri de dolaşa dolaşa bu şehre gelmiş. Cömert’i tahtta görünce şaşırmış. Yanına gidip nasıl zengin olup padişah olduğunu sormuş. Cömert de başına gelenleri teker teker anlatmış.

Cimri kıskançlıktan çatlamış. “Ben de aynısını yaparım.” deyip o gizemli eve gitmiş. Eve girmiş, masadaki pidenin tamamını hiç düşünmeden yemiş. Sonra kerevetin altına saklanmış.

Gece olunca sıçan, tilki ve ayı gelmiş. Masada pideyi bulamayınca şüphelenmişler. Ayı:
“Burada biri var.” demiş.
Sıçanı göndermişler. Sıçan kerevetin altına bakınca Cimri’yi görüp bağırmış. Ayı ile tilki Cimri’yi yakalayıp sürüklemişler. Çuvalında ne varsa almışlar. Onu da aç, çıplak, perişan hâlde kapının önüne bırakmışlar.

Cimri o hâlde kalakalmış. Yaptıklarından utanmış, pişman olmuş. O günden sonra cimriliği bırakıp Cömert gibi olacağına söz vermiş.

Gökten üç elma düşmüş: Biri dinleyenin, biri anlatanın, biri de cömertliğin kıymetini bilenlerin başına…

Masalcı Baba
Masalcı Babahttps://masalokurum.com/
(Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni & Çocuk Edebiyatı Araştırmacısı) Türk Dili ve Edebiyatı alanındaki uzmanlığını özgün kalemine yansıtan Masalcı Baba, çocuklar için kaleme aldığı masallarla dilimizin zenginliğini ve pedagojik hassasiyeti buluşturuyor.
Diğer Masallar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz