Bir kış sabahı, şehir henüz uyanmamışken kar taneleri usul usul gökyüzünden düşmeye başladı. Minik taneler, sanki birbirleriyle fısıldaşıyor, “Bugün oyun günü!” der gibi dans ediyordu. O sırada Deniz, penceresinin önünde, nefesi camı buğulandırırken dışarıyı izliyordu. Kar, kaldırımları beyaz bir örtüyle kaplamış, ağaç dallarını pamuk gibi yumuşacık yapmıştı.
Deniz kalın çoraplarını, yün kazağını ve kırmızı atkısını giydi. Annesi mutfaktan seslendi:
“Eldivenlerini unutma!”
Deniz gülümsedi, eldivenlerini cebine sıkıştırdı ve dışarı çıktı. Soğuk hava burnunu hafifçe gıdıklıyor, nefes aldıkça ağzından minik bulutlar çıkıyordu.
Apartmanın önünde arkadaşı Mira onu bekliyordu. Mira’nın şapkası kulaklarını neredeyse tamamen kapatıyordu.
“Bugün en büyük kardan adamı yapalım!” dedi heyecanla.
İkisi birlikte kollarını sıvadı. Önce küçük bir kar topu yuvarladılar. Yuvarladıkça büyüdü, büyüdükçe ağırlaştı. Sonra bir orta, bir de büyük top yaptılar. Kardan adamın gözleri için iki düğme, burnu için de havuç buldular. Deniz atkısını kardan adamın boynuna doladı.
“Bak,” dedi gururla, “bizim kardan adam üşümez artık.”
Tam o sırada rüzgâr hafifçe esti. Kar taneleri havada döndü, sanki kardan adam göz kırptı. Deniz ve Mira birbirlerine baktı.
“Gördün mü?” diye fısıldadı Mira.
“Belki de kar gözlerimizi kandırıyordur.” dedi Deniz, ama kalbi heyecanla çarpıyordu.
Öğleye doğru kar daha da hızlandı. Çatılardan minik kar yığınları düşüyor, sokak sessizleşiyordu. İki arkadaş kızaklarını alıp tepeye çıktılar. Deniz önde, Mira arkada oturdu.
“Hazır mısın?”
“Hazırım!”
Kızakla kaymaya başladılar. Rüzgâr saçlarını savurdu, kahkahaları kış havasına karıştı. Aşağı indiklerinde yanakları kıpkırmızıydı ama içleri sıcacıktı.
Bir süre sonra ikisi de evlerine dağıldı. Deniz eve döndüğünde annesi mutfakta sıcak salep hazırlamıştı. Tarçın kokusu evi dolduruyordu. Deniz pencerenin kenarına oturdu, dışarıda karın hâlâ yağdığını gördü. Kardan adamları, bahçede sessizce duruyordu.
“Acaba gece olunca yine göz kırpar mı?” diye düşündü.
Akşam olunca Deniz yatağına girdi. Pencerenin önünde kar taneleri sokak lambasının ışığında parlıyordu. Tam uykuya dalacakken dışarıdan çok hafif bir “şşş” sesi duydu. Gülümsedi. Belki de bu sadece rüzgârdı. Ya da belki kış, çocuklara küçük sırlar fısıldıyordu.
Deniz battaniyesine sarıldı ve mırıldandı:
“İyi geceler kış.”
Kar taneleri de sanki cevap verdi:
“İyi geceler.”


