Uçsuz bucaksız bir ormanın kıyısında, yosunlarla kaplı büyük bir ceviz ağacının kovuğunda Zeki adında bir fare yaşardı. Zeki, diğer farelerden çok farklıydı. Sıcacık yuvasında saatlerce kitap okur, yıldızlara bakar, gökyüzündeki gizemleri çözmeye çalışırdı. En büyük hayali ise bir gün Ay’a gitmekti. Anlayacağınız adı gibi “zeki” ve bir o kadar da meraklı bir fareydi.
Zeki’nin kitaplarla dolu bir rafı, çizimlerle kaplı duvarları ve küçük deney tüpleriyle süslü bir masası vardı. Diğer fareler oyun oynarken Zeki hep kafasında yeni icatlar tasarlar, “Acaba Ay’a gitmenin bir yolu var mı?” diye düşünürdü. Bazıları onun hayalci olduğunu düşünür, “Fareler uçamaz Zeki, yıldızlara bakmakla yetin.” derdi. Ama Zeki yılmazdı. Çünkü o, büyük hayaller kurmanın küçük vücutlarla ilgisi olmadığını biliyordu.
Günlerden bir gün, gece gökyüzünde Ay her zamankinden daha parlak görünüyordu. Zeki pencereye çıktı, gözlerini Ay’a dikti ve kendi kendine mırıldandı:
“Bir gün oraya gideceğim. Ne olursa olsun, Ay’a ulaşacağım.”
Ertesi sabah erkenden kalktı, not defterini açtı ve “Ay’a Yolculuk Planı” yazdı. İlk olarak bir roket yapması gerekiyordu. Elinde neler vardı? Bir salyangoz kabuğu, bazı çöp kutularından topladığı metal parçalar, eski bir yoğurt kabı, çamurdan yaptığı yapıştırıcı ve bir de minik bir hava pompası… Hepsini bir araya getirdi ve çalışmaya başladı.
Ay’da atmosfer çok ince olduğu için yaşanabilir seviyede oksijen yoktu, dolayısıyla nefes almak imkansızdı. İşte bunun için de bir koruyucu kıyafet ve başlık tasarlanması gerekiyordu.
Günlerce uğraştı. Küçük elleriyle metal parçaları birbirine bağladı, salyangoz kabuğunu kapsül olarak tasarladı. Koruyucu kıyafet ve başlığın da yapımını tamamladı. En büyük sorun tasarladığı roketin motoruydu. Bunun için, ormanın diğer ucunda yaşayan Mucit Baykuş’tan yardım istemeye karar verdi.
Mucit Baykuş, uzun sakallı, bilge bir kuştu. Zeki onun yuvasına tırmanırken biraz çekinse de heyecanı korkusundan büyüktü. Baykuş Zeki’yi dinledikten sonra gözlüklerinin ardından ona uzun uzun baktı:
“Cesaretin büyük, küçük dostum.” dedi. “Ve en önemlisi, merakın hiç bitmemiş. Sana küçük bir itki motoru yapabilirim. Ama bir şartla: Dönünce bana Ay’ın yüzeyini anlatacaksın.” dedi.
Zeki sevinçle kabul etti ve motorla geri döndü. Roketini tamamladığında, küçük fare dostları toplanıp ona bakmaya geldiler. Kimi “Bu işe yaramaz!” dedi, kimi “Zeki delirmiş olmalı!” dedi ama içlerinden biri, Minik adında bir sincap, Zeki’ye bir havuç cipsi uzatarak gülümsedi:
“Seninle gurur duyuyorum,” dedi. “Yolculuğun güzel geçsin.”
Sonunda beklenen gün geldi. Zeki, roketin içine oturdu. Başlığını taktı, koruyucu kıyafetini giydi, kontrol düğmelerine bastı. Geri sayımı başlattı:
“3… 2… 1…”
Fııııııışşşş!
Roket gökyüzüne doğru hızla yükseldi. Zeki, camdan aşağı bakınca ormanın küçücük bir leke gibi kaldığını gördü. Kalbi küt küt atıyordu ama yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Atmosferin dışına çıktığında yıldızlar neredeyse elini uzatsa dokunacak kadar yakındı.
Bir süre sonra Ay’a yaklaştı. Küçük kapsül Ay’ın tozlu yüzeyine hafifçe iniş yaptı. Zeki heyecanla kapağı açtı, dışarı adım attı. “Bu… bu bir mucize!” diye bağırdı. Ay’ın yerçekimi hafifti; Zeki zıpladıkça havalanıyor, yere yavaşça iniyordu. Topladığı taşları torbasına koydu, Baykuş için notlar aldı:
“Ay yüzeyi gri ve tozlu. Taşlar pütürlü. Sessizlik derin ve güzel…”
Ay’da geçirdiği kısa sürede bolca gözlem yaptı. Gökten Dünya’ya baktığında, mavi-beyaz yuvarlak bir bilye gibi parlıyordu.
“Ne kadar küçük görünüyor.” diye düşündü. “Ama içinde ne büyük hayaller var.”
Zaman dolduğunda, roketine tekrar bindi. Geri dönüş heyecan vericiydi. Bu kez yalnız değildi; yanına koyduğu küçük bir Ay taşı, dostlarına anlatacak bir dolu hikâye ve içini dolduran gurur vardı.
Zeki geri döndüğünde ormanın tüm sakinleri onu karşılamak için toplanmıştı. Herkes hayretle roketi inceliyor, “Gerçekten Ay’a mı gittin?” diye soruyordu. Zeki gülümsedi, Ay taşını gösterdi ve şöyle dedi:
“Evet, ama asıl önemli olan Ay’a gitmek değil… Hayal kurmaktan hiç vazgeçmemekti.”
O günden sonra Zeki’nin hikâyesi, ormanda kuşlardan sincaplara kadar herkesin diline dolandı. Onun sayesinde ormanda daha çok kitap okunur, yıldızlara daha uzun süre bakılır oldu. Ve kimse bir daha küçük bir hayalin bile küçümsenmeyeceğini unutmamıştı.
Bu masalı da okuyun: Yıldızlara Yolculuk

