Bir zamanlar yemyeşil tepelerin arasında kurulmuş küçük bir köyde, bembeyaz tüyleri ve ışıl ışıl parlayan altın renkli boynuzları olan bir keçi yaşarmış. Bu keçinin adı Zerrin’miş. Zerrin’in boynuzları gerçekten de alışılmışın dışında, kıvrıla kıvrıla yükselen ve güneş vurduğunda bal rengi bir ışıltı saçan cinstenmiş. Köydeki herkes onun boynuzlarına hayran kalırmış. Ama zamanla Zerrin, bu hayranlığı yanlış anlamaya başlamış.
Başlarda sadece mutlu olur, gururlanırmış. Fakat gün geçtikçe gurur yerini kibire bırakmış. Ahırın önünden geçerken başını iyice yukarı kaldırır, boynuzlarını sağa sola çevirerek parlatırmış. Tavuklara bakıp “Sizin tüyleriniz ne kadar da sıradan!” dermiş. İneklere, “Benim boynuzlarım altın gibi, sizinkiler ne kadar da kaba.” diye takılırmış. Hatta bir gün yaşlı eşeğe dönüp “Keşke biraz daha gösterişli olsaydın.” deyivermiş.
Diğer hayvanlar başta onun bu sözlerini ciddiye almamış. “Gençtir, geçer.” demiş ineklerden biri. “Belki bir gün anlar.” demiş bilge kaplumbağa. Ama Zerrin her geçen gün daha çok övünür olmuş. Çay kenarına gidip sudaki yansımasına uzun uzun bakar, “Köyün en güzel hayvanı benim.” diye mırıldanırmış.
Bir sabah gökyüzü her zamankinden farklı uyanmış. Uzak tepelerin arkasında koyu gri bulutlar birikmiş. Rüzgâr önce hafif hafif esmiş, sonra dalları sallamaya başlamış. Tavuklar kümese kaçmış, köpek kulübesine sığınmış, inekler ahıra yönelmiş. Bilge kaplumbağa ağır adımlarla taşın altına çekilmiş.
Zerrin ise köyün yakınındaki küçük korulukta dolaşıyormuş. Rüzgâr tüylerini savurdukça o bunu da bir gösteriş fırsatı sanmış. “Bakın nasıl da asil duruyorum!” diye bağırmış ama onu duyacak kimse kalmamış. Gökyüzü birden yarılmış gibi gürlemiş, şimşekler çakmış. Rüzgâr artık oyun değil, gerçek bir fırtınaymış.
Zerrin paniklemiş. “Ahıra dönmeliyim!” demiş ve koşmaya başlamış. Ancak koruluğun içinden geçerken beklenmedik bir şey olmuş. Gösterişli, geniş ve kıvrımlı boynuzları alçak dallara takılıvermiş. Önce hafifçe çekmiş, çıkacağını sanmış. Ama boynuzlar dalların arasına sıkıca sıkışmış.
Rüzgâr daha da şiddetlenmiş. Dallar savruldukça boynuzları daha çok dolanmış. Zerrin korkuyla bağırmış: “Yardım edin! Kurtarın beni!” Ama fırtınanın uğultusu sesini bastırmış. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağmaya başlamış. Çamur ayaklarının altına yapışmış. Zerrin ilk kez boynuzlarının ağırlığını ve büyüklüğünü bir yük gibi hissetmiş.
O sırada köydeki hayvanlar fırtınanın ortasında bir eksik olduğunu fark etmiş. “Zerrin nerede?” demiş inek. Tavuklar ürkekçe başlarını uzatmış. Bilge kaplumbağa, “Koruluğa gitmişti.” demiş. Bunun üzerine köpek ve birkaç güçlü hayvan birlikte koruluğa doğru ilerlemişler.
Zerrin’i dalların arasında çaresizce çırpınırken bulmuşlar. Altın gibi parlayan boynuzları şimdi çamur içindeymiş. Gözlerinde korku varmış. “Lütfen yardım edin.” diye yalvarmış, “Kıpırdayamıyorum!”
Köpek dikkatlice dalları dişleriyle çekmiş. İnek boynuzlara dolanan kalın dalları boynuzuyla itmiş. Tavuklar bile küçük gagalarıyla ince dalları koparmaya çalışmış. Uzun uğraşlardan sonra boynuzlar dallardan kurtulmuş. Zerrin yere yığılmış, yorgun ve ıslanmış halde derin derin nefes almış.
Fırtına biraz hafiflemişken hep birlikte ahıra dönmüşler. O gece Zerrin sessizmiş. Ne boynuzlarını parlatmış ne de sudaki yansımasına bakmış. Sadece düşünmüş.
Ertesi sabah güneş yeniden doğmuş. Toprak mis gibi kokuyormuş. Zerrin ağır adımlarla ahırın önüne çıkmış. Diğer hayvanlar temkinli gözlerle ona bakmış. Zerrin başını eğmiş ve şöyle demiş:
“Dün dallara takılan boynuzlarım değil, kibirimmiş. Sizi küçümsedim. Oysa beni kurtaran siz oldunuz. Görünüşümle övündüm ama asıl değerli olan dostlukmuş.”
Hayvanlar birbirine bakmış. Yaşlı eşek gülümsemiş. “Anlamak için bazen zor bir ders gerekir.” demiş.
O günden sonra Zerrin hâlâ güzel boynuzlara sahipmiş. Güneş vurduğunda yine parlıyormuş. Ama artık o parıltıyı başkalarını küçümsemek için değil, arkadaşlarıyla birlikte çayıra koşarken keyifle taşırmış. Tavuklarla sohbet eder, ineklere yardım eder, kaplumbağanın anlattığı hikâyeleri dikkatle dinlermiş.
Ve ne zaman birisi onun boynuzlarını övse, Zerrin gülümseyip şöyle dermiş: “Güzellik dallara takılabilir. Ama iyi bir kalp hiçbir yere takılmaz.”
İşte o köyde herkes, o günden sonra bir şeyi hiç unutmamış: Görünüşle övünmek fayda yerine zarar getirebilir. Asıl değer kalbimizdedir.


