Bir varmış, bir yokmuş…
Gökyüzünün yıldızlarla süslendiği, rüzgârın çiçek kokularını taşıdığı küçük bir kasabada, Alya adında meraklı mı meraklı bir kız yaşarmış. Alya’nın en sevdiği şey, geceleri penceresinin önüne oturup yıldızları izlemekmiş. Her yıldızın içinde saklanan bir sır olduğuna inanırmış.
Alya’nın odasında, dedesinden kalma eski bir teleskop varmış. Her gece onu pencereye kurar, gökyüzünü incelermiş. Bir akşam, diğerlerinden çok daha parlak bir yıldız dikkatini çekmiş. Yıldız öyle güçlü parlıyormuş ki sanki Alya’ya göz kırpıyormuş.
Tam o sırada gökyüzünde incecik, gümüş renkli bir ışık belirmiş. Işık dönerek aşağı süzülmüş ve Alya’nın bahçesine düşmüş.
Alya heyecanla dışarı koşmuş.
Çimenlerin üzerinde, avuç içi kadar küçük bir kesecik duruyormuş. Kesecik gece gibi lacivertmiş ve üzerinde altın renkli yıldız desenleri varmış. Alya dikkatlice keseyi açınca içinden pırıl pırıl, ışıldayan tozlar yükselmiş.
“Bu da ne?” diye fısıldamış.
Tam o anda minik bir ses duyulmuş:
“Onlar sihirli yıldız tozları!”
Alya şaşkınlıkla etrafına bakınmış. Çiçeklerin arasından, kanatları ay ışığı gibi parlayan küçücük bir peri çıkmış.
“Ben Peri Lora,” demiş minik peri. “Yıldız Tozu Koruyucusuyum. O kese yanlışlıkla dünyaya düştü.”
Alya gözlerini kocaman açmış.
“Gerçekten sihirli mi?”
Peri gülümsemiş.
“Evet. Ama yıldız tozu yalnızca iyi kalpli çocukların elinde çalışır.”
Alya merakla keseye bakmış. Tam o sırada bahçedeki solmuş papatyalardan birine biraz toz serpilmiş. Bir anda papatya canlanmış, yapraklarını açmış ve mis gibi kokmaya başlamış.
Alya sevinçle gülmüş.
“Harika!”
Fakat Peri Lora’nın yüzü birden ciddileşmiş.
“Ama dikkatli olmalısın. Yıldız tozu yalnızca başkalarına yardım etmek için kullanılmalı.”
Ertesi gün Alya keseyi yanına alıp dışarı çıkmış. Mahallede herkes onu çok severmiş çünkü Alya yardım etmeyi seven bir çocukmuş.
Önce yaşlı komşuları Nermin Teyze’nin kırılmış rüzgâr çanını görmüş. Bir tutam yıldız tozu serpince çan yeniden tamir olmuş ve tatlı melodiler çıkarmaya başlamış.
Sonra parkta ağlayan küçük bir çocuk görmüş. Çocuğun uçurtması ağaca takılmış. Alya biraz yıldız tozu savurmuş. Uçurtma yavaşça süzülerek aşağı inmiş.
Çocuk mutluluktan zıplamış.
“Teşekkür ederim!”
Alya’nın içi sıcacık olmuş.
Fakat kasabanın huysuz bakkalı Bay Serton olanları gizlice izliyormuş. Sihirli tozu ele geçirirse çok zengin olacağını düşünmüş.
O gece Alya uyurken pencereyi sessizce açmış ve keseyi almaya çalışmış.
Tam keseye dokunduğu anda yıldız tozları havaya yükselmiş. Oda birden ışıkla dolmuş. Peri Lora ortaya çıkmış.
“Kötü niyetli insanların yıldız tozuna sahip olmasına izin veremeyiz!” diye seslenmiş.
Bay Serton korkuyla geri çekilmiş.
Tam o sırada keseden yayılan ışık, odanın tavanında kocaman bir gökyüzü görüntüsü oluşturmuş. Binlerce yıldız parıldıyormuş. Bay Serton ilk kez gökyüzünün ne kadar güzel olduğunu fark etmiş.
Sessizce başını eğmiş.
“Ben… yanlış yaptım galiba,” demiş utangaç bir sesle.
Alya yatağından kalkıp ona bakmış.
“İnsan bazen hata yapabilir,” demiş yumuşakça. “Önemli olan, hatasını anlayabilmek.”
Bay Serton o günden sonra değişmiş. Mahalledeki çocuklara şeker dağıtmaya, yaşlılara yardım etmeye başlamış.
Bir hafta sonra Peri Lora yeniden gelmiş.
“Artık yıldız tozunu geri götürme zamanı,” demiş.
Alya biraz üzülmüş.
“Onu özleyeceğim.”
Peri gülümsemiş.
“Asıl sihir yıldız tozunda değil, senin kalbinde.”
Sonra keseyi gökyüzüne doğru kaldırmış. Tozlar geceye karışıp yıldızlara dönüşmüş. O anda bütün gökyüzü ışıl ışıl parlamış.
Alya o gece penceresinin önünde uzun süre yıldızları izlemiş.
Ve o günden sonra ne zaman birine yardım etse, gökyüzündeki en parlak yıldız biraz daha ışıldarmış.
Masal da burada bitmiş.
Gökyüzündeki yıldızlar ise hâlâ parlamaya devam etmiş…
Daha fazla uyku masalı okumaya ne dersiniz? Öyleyse hemen uyku masalları kategorimize göz atın.

