Mert, küçük bir köyde yaşayan meraklı bir çocuktu. En sevdiği şey, sabah erkenden ormana gidip yeni yerler keşfetmekti. Bir gün yağmurdan sonra ormanda yürürken büyük bir ağacın kökleri arasında parlayan mavi bir şey gördü. Yaklaşıp dikkatlice baktığında bunun dev bir yumurta olduğunu fark etti.
Yumurta diğer kuş yumurtalarına hiç benzemiyordu. Üzerinde altın renkli desenler vardı ve ara sıra hafifçe titriyordu. Mert şaşkınlıkla, “Bu nasıl bir yumurta böyle?” diye fısıldadı. Tam o sırada yumurtanın içinden küçük bir ışık yayıldı ve çevredeki yapraklar hafifçe sallandı.
Mert yumurtayı orada bırakmak istemedi. Çünkü köyde yaşayan bazı avcıların ormanda nadir hayvanlar aradığını biliyordu. Eğer bu yumurtayı bulurlarsa ona zarar verebilirlerdi. Yumurtayı dikkatlice battaniyesine sardı ve gizli kulübesine götürdü.
Kulübe, büyük çam ağaçlarının arasında saklı küçük bir yerdi. Mert burada oyuncaklarını, kitaplarını ve topladığı ilginç taşları saklardı. Yumurtayı kuru yaprakların üstüne bıraktıktan sonra ona uzun uzun baktı. “Korkma. Seni koruyacağım!” dedi.
Gece olduğunda yumurta yeniden parlamaya başladı. Mert uyumak üzereyken ince bir çatlama sesi duydu. Hemen yumurtanın yanına koştu ve kabuğun üstünde küçük bir çizik oluştuğunu gördü. İçeriden sıcak bir nefes gibi hafif bir buhar çıkıyordu.
Ertesi gün köyde kötü bir haber yayıldı. Avcılar ormanda gizemli bir yaratığın izini bulmuştu. Köylüler korkuyla konuşurken Mert sessizce dinledi. İçinden, “Demek yumurtayı arıyorlar.” diye düşündü. O günden sonra daha dikkatli olmaya karar verdi.
Mert her gün yumurtayı kontrol ediyor, ona su getiriyor ve yanında konuşuyordu. Bir akşam yumurta aniden sallanmaya başladı. Sonra büyük bir çıtırtı duyuldu ve kabuk ikiye ayrıldı. İçinden parlak yeşil pulları olan küçük bir ejderha çıktı.
Ejderhanın iri mavi gözleri vardı ve oldukça sevimli görünüyordu. Küçük yaratık titrek bir sesle, “Ben neredeyim?” diye sordu. Mert şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemedi ama sonra gülümsedi. “Güvendesin. Benim adım Mert.” dedi.
Küçük ejderha kendine gelince etrafı merakla incelemeye başladı. Burnundan minicik turuncu kıvılcımlar çıkıyordu. Mert ona meyve verdi ama ejderha sadece sıcak taşları yemeyi sevdiğini gösterdi. Bu durum Mert’in çok komiğine gitti.
Günler geçtikçe ikisi iyi arkadaş oldu. Mert ejderhaya Minik adını verdi. Minik bazen kanatlarını çırparak kısa uçuşlar yapıyordu. Ancak Mert ona, “Çok yükseğe çıkma. Avcılar seni görebilir!” diyordu.
Bir sabah kulübenin yakınından sesler geldi. Avcılar ormanı tarıyordu ve yere bıraktıkları büyük ağlar dikkat çekiyordu. Mert hemen Minik’i sakladı. Kalbi hızlı hızlı atıyordu çünkü avcıların kulübeye yaklaşmasından korkuyordu.
Avcılardan biri, “Yaratık burada bir yerde olmalı!” diye bağırdı. Başka biri yere eğilip küçük ayak izlerini gösterdi. Mert derin bir nefes aldı ve dikkat çekmemek için sessizce bekledi. Minik ise korkudan Mert’in arkasına saklandı.
Tam o sırada Minik’in burnundan istemeden küçük bir alev çıktı. Alev kuru dalları tutuşturdu ve duman yükselmeye başladı. Avcılar hemen o tarafa koştu. Mert hızlıca Minik’in elini tuttu ve arka taraftaki gizli patikadan kaçmaya başladı.
İkili ormanın derinliklerine doğru ilerledi. Uzun yürüyüşten sonra büyük taşlarla çevrili gizli bir mağara buldular. Mağaranın duvarlarında eski ejderha resimleri vardı. Minik heyecanla, “Burası benim ailemin yuvası olabilir!” dedi.
O anda mağaranın içinden güçlü bir ses yankılandı. Dev bir altın ejderha karanlığın içinden çıktı. Gözleri bilgece parlıyordu ama yüzü sert görünüyordu. Mert korkuyla geri çekildi.
Büyük ejderha Minik’e baktıktan sonra sakin bir sesle, “Yavrumu koruyan insan sen misin?” diye sordu. Mert cesaretini toplayıp başını salladı. “Ona zarar gelmesini istemedim.” dedi. Büyük ejderha gözlerini kapatıp yavaşça gülümsedi.
Mağaranın içi bir anda sıcak bir ışıkla doldu. Büyük ejderha, Mert’e teşekkür etti ve insanların eskiden ejderhalarla dost olduğunu anlattı. Ancak yıllar geçince bazı insanlar korkmaya başlamıştı. Bu yüzden ejderhalar gizlenmek zorunda kalmıştı.
Minik üzgün bir sesle, “Mert benim en iyi arkadaşım.” dedi. Büyük ejderha başını salladı ve Mert’e küçük, parlak bir taş verdi. “Bu dostluğun simgesi olacak.” dedi. Taş ay ışığında yıldız gibi parlıyordu.
Mert o gün köyüne geri döndü ama yaşadığı macerayı hiç unutmadı. Bazen geceleri ormana gidiyor ve gökyüzünde uçan yeşil bir ejderha görüyordu. Minik her uçuşunda gökyüzüne parlak kıvılcımlar bırakıyordu. Mert ise gülümseyip, “Gerçek dostluk asla kaybolmaz.” diyordu.


